SEYAHAT NOTLARI:
"NEDEN ANADOLU?"
Modern gezgin artık sadece yeni bir yer keşfetmekle kalmıyor; aynı zamanda bu deneyimi görünür ve anlamlı kılmak istiyor.
Yurtdışındaki birçok yer, özenle korunmuş şehirleri, olağanüstü mimarisi ve zengin kültürel mirasıyla ziyaretçileri cezbediyor.
Ancak Anadolu kendi başına bir dünya.
Burada tarih, sergilenen bir sahne değil, bizzat hikâyenin kendisi.
Çorum yakınlarındaki Hattuşa'da, büyük bir imparatorluğun başkentinde yürüyorsunuz. Burdur yakınlarındaki Sagalassos'ta, bulutların üzerinde yükselen muhteşem bir Roma şehrini keşfediyorsunuz. Antalya yakınlarındaki Termessos'ta, dağların derinliklerinde saklı antik bir şehrin ihtişamını hissediyorsunuz. Kütahya yakınlarındaki Aizanoi'de, Roma'nın mimari zarafetine tanık olurken, Erzurum'daki Narman'ın Peri Bacaları ve Kayseri'deki Soğanlı Vadisi, Anadolu'nun olağanüstü doğal mirasını ortaya koyuyor.
Bu yerlerin hiçbiri sadece görülmek için var olmuyor.
Deneyimlenmek, içten yaşanmak için varlar.
Avrupa'da şehirleri keşfedersiniz.
Anadolu'da ise çağlar boyunca bir yolculuğa çıkarsınız.
Her adımda, Hititlerden Roma'ya, Bizans'tan Selçuklulara uzanan medeniyetlerin mirası arasında yürüdüğünüzü fark edersiniz. Anadolu'da mesafeler kilometrelerle değil, yüzyıllarla ölçülür.
Anadolu'nun gerçek gücü, dünyanın en büyük medeniyetlerinin katmanlı mirasını aynı topraklar içinde koruma konusundaki olağanüstü yeteneğinde yatmaktadır.
Belki de asıl sorun, Anadolu'nun ilgi çekici bir hikayeden yoksun olması değil, bu hikayeyi dünyaya -hatta kendimize bile- hak ettiği güçle anlatmamış olmamızdır.
Ve belki de modern gezgin için en büyük yolculuk başka bir ülkeye değil, insanlık tarihinin derinliklerine yapılan yolculuktur.
Bu yolculuk Anadolu'dur.

